Satürn Koç burcuna geçişi ile birlikte Balık’taki "kurban-kurtarıcı" döngüsünü bitiriyor. Üstüne hemen, Neptün ile kavuşum yapması; dünya tarihinde ideolojilerin somutlaştığı, eski yapıların yıkılıp yerine yeni bir dünya düzeninin (ve yeni lider tiplerinin) geldiği bir "milat" noktasını gösteriyor.
Tarihte bu kavuşum, büyük sistemlerin çöküşü ve yeni doktrinlerin doğuşuyla eşleşir. Satürn (yapı) ve Neptün (hayal/ideoloji) Koç gibi fevri ve başlatıcı bir burçta birleştiğinde; kaostan düzen çıkarma çabası sertleşir. Artık diplomatik nezaketlerin yerini, hızı ve hayalleri gerçeğe dönüştürme hırsı alacak görünüyor.
Ülkemizin tepe noktasında (10. Ev) gerçekleşecek bu geçiş, yönetim anlayışında köklü bir "vites artırımı" demek.
Balık’taki 10. Ev: Belirsizlik, kadersel akış ve sisli bir yönetim diliydi.
Koç’taki 10. Ev: Düşünmeden atılan adımlar, "ben yaptım oldu" enerjisi ve otoriter bir hız.
Bu kombinasyon, "idealize edilen gücü" disipline etmeye çalışır. Ancak Koç’un sabırsızlığı, Satürn’ün kısıtlamasıyla birleşince; dünya sahnesinde hızlı ama riskli kararlar, ani parlama ve sönmeler görebiliriz. Sis (Neptün) dağılıyor ama yerine gelen ateş (Koç) kontrol edilmezse istenmeyen sonuçlar doğurabilir.
Bildiğiniz üzere astroloji yorumları yaparken her zaman geçmiş istatistikleri baz alırız. O yüzden bir önceki Satürn Koç burcu zamanlarında dünyada neler olmuş ona bakalım. 1996-1999 aralığı, dünya tarihinde sertleşmenin ve hızlanan kararların belirginleştiği bir dönem olarak kayda geçti. Bu yıllar boyunca askeri operasyonlar, iç savaşlar, terör eylemleri ve devlet destekli güvenlik hamleleri küresel ölçekte arttı. Orta Doğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar pek çok bölgede silahlı çatışmalar, sınır ötesi müdahaleler ve iç siyasi krizler eş zamanlı yaşandı.
Aynı dönemde birçok ülkede hükümetler düştü, koalisyonlar dağıldı, erken seçimler yapıldı ve iktidar değişimleri hızlandı. Kimi liderler çok kısa süreli iktidarlara gelirken, bazı ülkelerde yönetim askeri ya da yarı-askeri yöntemlerle yeniden şekillendi. Devlet otoritesi ile toplum arasındaki gerilim belirginleşti; güvenlik gerekçesiyle sert kararların alındığı bir küresel iklim oluştu.
Bu yıllar, terör saldırıları ve kitlesel kayıplarla da hafızalara kazındı. Uçak kazaları, bombalı saldırılar, toplu katliamlar ve şehir merkezlerini hedef alan eylemler dünya genelinde ciddi travmalar yarattı. Özellikle sivil alanların hedef alınması, “güvenli alan” algısının zayıfladığı bir sürece işaret etti.
Türkiye özelinde ise bu dönem; askeri operasyonların yoğunlaştığı, hükümet yapısının sık değiştiği ve devlet–siyaset–ordu dengesinin sert biçimde yeniden kurulduğu bir zaman dilimi oldu. 1996’da kurulan Refahyol Hükûmeti, ardından 28 Şubat süreciyle sona eren siyasi kırılma; yönetim anlayışında keskin bir dönüşüm yarattı. Kararlar hızlandı, uzlaşı alanı daraldı.
Tüm bunlara paralel olarak, aynı yıllar bilim, teknoloji ve küresel sistemlerde yeni bir evrenin kapısının aralandığı bir dönemdi. Uzay çalışmaları, genetik araştırmalar, dijital teknolojiler ve küresel ekonomik yapıdaki değişimler, eski düzenin çözülürken yenisinin temellerinin atıldığını gösterdi.
1996–1999 aralığı, bu nedenle tarihsel olarak “yumuşak geçişler” değil; sert başlangıçlar, hızlı kararlar ve yüksek bedellerle hatırlanan bir eşik olarak öne çıkar.
Kaynak: wiki

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder